Muhabir Eda: Oyucak Müzesi'nin hikâyesini sizden dinleyebilir miyiz?
Sunay Akın: Ben 20 yıl önce Almanya'nın Nürnberg kentine bir edebiyat toplantısına davetli olarak gitmiştim. Ziyaretim içinde bir gün bana aitti ve kendi başıma şehri gezme şansım vardı. O gün Nürnberg kentindeki müzeleri gezmeye karar verdim. Kaldığım otelin lobisinde bir broşür gördüm. Broşürde Oyuncak Müzesi'nin olduğunu keşfettim. Çok şaşırdım. İlk önce oraya gittim. Bir saatte çıkacağımı düşünüyordum; ama akşam müze görevlisi yanıma yaklaştı ve dedi ki "Beyefendi, kapatıyoruz."
Akşam saat 5'e kadar oradaydım, çıkamadım. Sonra gittiğim bütün ülkelerde Oyuncak Müzelerini aradım. Baktım ki gelişmiş uygar ülkelerin hepsinde oyuncak müzeleri var. Bu müzeleri gezerken "Benim ülkemde, Türkiye'de neden oyuncak müzesi yok?" diye düşündüm. "Olmalı" dedim ve karar verip, "Ben kuracağım." dedim.
İstanbul'un Göztepe semtinde, aileme ait 5 katlı tarihi konakta İstanbul Oyuncak Müzesi'ni kurdum. Bütün oyuncakları; kitaplarımdan, televizyon programlarımdan, sahne oyunlarından kazandığım paralarla aldım. Şu anda dünyada 400'e yakın oyuncak müzesi varsa, biz en iyi ilk 5 müzeden biriyiz.
Şu anda Avrupa Birliği 2012 yılında, Avrupa'daki bütün oyuncak müzelerinin birliğini kurmaya karar verdi ve bu projenin başına da bizi koydu. 7 yılda bu noktaya geldik kısacası...
Muhabir Eda: Oyuncaklar ne hissettirdi size?
Sunay Akın: Oyuncakta şunu gördüm ben! Oyuncağın tarihi, düşlerin hayallerin tarihi... Bir insan ne yapıyorsa çocukluk döneminde yapıyor. Orada hayal kurmak, oynamak o kadar önemli ki!
Gelişmiş ülkelerde oyuncak, çocuklara daha çok hayal kursun diye alınıyor. Geri kalan ülkelerde ise çocuk 'oyalansın' diye alınıyor... Bizim gibi toplumlar ne yazık ki oyuncağı küçümsüyor. Oyuncakla oynayan çocuklar boş zamanı doldurma işi olarak görülüyor oyuncak. Hayır! Hayatın özü oynamaktır, hayallerdir.
Hayaller ayak izlerini takip eder. Bu müzede ne var biliyor musunuz? İlk uzay oyuncakları... İlk uzay oyuncaklarını 1920'li yıllarda Amerikalılar yapmış ve Ay'a ilk bayrağını diken yine Amerika'dır. Bu rastlantı değildir. Çocukların oyunlarına, hayallerine uzayı koyuyorsan o oyuncaklarla oynayan çocuklar NASA'yı kuruyor ve gidip Ay'a bayrağını dikiyor. Demek ki her şey çocukların hayalleriyle başlıyor.
Muhabir Eda: Müzedeki oyuncakların birer hikâyesi var. Sizi en çok eğlendiren oyuncağın hikâyesi hangisi?
Sunay Akın: Ben 5 yaşındayken sünnet oldum. Sünnet fotoğrafımı çeken fotoğrafçı elime bir oyuncak verdi. "Tut" dedi... Bu, oyuncak bir gemiydi. Fotoğrafımı çekti ve oyuncağı elimden alıverdi. Çocuklara eskiden elinde poz olsun diye oyuncaklar verirlerdi. Elimden aldı oyuncağı, gitti o oyuncak. Ben çok üzüldüm. Bir an elimde tutum o oyuncağı sonra kaybettim. Yıllar yıllar sonra Oyuncak Müzesi'ni kurarken antika oyuncaklar bakıyordum. Sonra Almanya'da bir antikacıda o oyuncak gemiden gördüm. Aynısıydı. Girdim içeri onu aldım, dükkandan çıktım, koşuyorum. Sanki bir şey çalmışım gibi koşuyorum. Niye koşuyorum biliyor musunuz? Antikacı arkamdan gelecek de "Vazgeçtim, onu bana geri ver!" diyecek diye koşuyorum. Onu elimden alacak korkusuyla koşuyorum... Sonra koşa koşa bir parka gittim. Paketi açtım, o oyuncak gemiyi saatlerce seyrettim. Onu 30 yıl sonra tekrar buldum. Onu hiç unutamam. Her oyuncağın öyküsü bende çok başka ama bu hikâyeyi hiç; ama hiç unutamam...

Muhabir Eda: Oyuncak Müzesi'nde çocuk ve gençleri ne gibi etkinlikler bekliyor?
Sunay Akın: Müzeyi ziyaret eden ziyaretçilerimiz her şeyin hayalle başladığını öğreniyor. Dünyayı var eden hayallerdir. Hayaller, çok değerlidir. Eğer biz çok daha sevgi dolu, barış içinde bir dünya istiyorsak bunun için bir tek şeye ihtiyacımız var! Çocuklarımızın hayallerine... Onların tarihine... İstanbul Oyuncak Müzesi'ne gelenler dünya tarihinin en seçkin, en özel oyuncaklarını görecekler. Dünyanın pek çok oyuncak müzesinde göremedikleri, göremeyecekleri eserler bizde var.
Sonra bahçemizde çikolata bir evimiz var ve burada oyuncak boyayabilecekler. Tahta oyuncak boyama atölyemiz var. Yine 70 kişilik bir salonda kukla tiyatromuz, çocuk tiyatromuz var. Hafta sonları sihir gösterilerimiz ve fosil keşif atölyemiz var. Yani müze kendi başına bir sunum ama etkinlikleriyle de bir kültür merkezi gibi... Bu müzeye gelenlerin, müzede geçirecekleri bir saat 1000 kitaba bedel. Müzenin yaptığı en büyük işlev bu! Burada 1000 kitap okuyarak alacakları bilgiyi bir saatte görerek yaşayarak hissederek alacaklar. Müzelerin en büyük işlevi budur. Tanıklık ettirir. Bilgiye tanıklık ederek öğretiyor.
Muhabir Eda: Buraya Türkiye'nin her yerinden gelen öğrenciler var mı?
Sunay Akın: Tabii... Bilinçli, duyarlı tüm okullarımız, öğretmenlerimiz buraya öğrencilerini getiriyor. Biz zaten Kültür Bakanlığı'na bağlı, Müzeler Genel Müdürlüğü'ne bağlı özel bir müzeyiz. Türkiye'de müzeciliği birlikte geliştirmeye çalışıyoruz. Sorunlarımız var; ama şikayetçi değiliz. Daha iyisini yapmak için daima mücadele edeceğiz.
Muhabir Eda: Müzedeki oyuncaklara nasıl ulaştınız?
Sunay Akın: Çok zorlandık, çok... Şimdi bu oyuncaklar daha çok koleksiyonerlerin elinde. Koleksiyonerler, çok sevdikleri oyuncakları yıllarca biriktiriyorlar, fakat belli nedenlerle, belki ekonomik nedenler, belki daha başka nedenlerle bunları satmaya karar veriyorlar; ama her parası olana da satmıyor. Önce satacağı kişiyi sevmesi gerekiyor. Çünkü oyuncak, çocuğu gibi olmuş onun. Onu doğru yere vermek istiyor. O kadar zor ki onları almak. Bizim en büyük başarımız o. İstanbul oyuncak Müzesi'ne özellikle vermek istiyorlar. Hem satacak, hem de ayrılmak istemiyor. Çok duygusal anlar yaşadım ben. Ne gözyaşları içinde ne anlar yaşadım ben.
Muhabir Eda: Peki, burada en eski oyuncak kaç yıllık?
Sunay Akın: Müzedeki en eski oyuncak yaklaşık 200 yıllık. Bir döneme ait her türlü eşya bulunabilir; ama oyuncakları bulmak, onlara ulaşmak çok zordur. Oyuncak, oynasın diye çocuğun eline verildikten itibaren kırılmaya başlar ve oyuncak saklanılmaz, atılır. Dolayısıyla eski oyuncak bulmak çok zor. Bizdeki en eski oyuncak 1800'lerin başına kadar uzanıyor. Bu, oyuncak tarihine ait çok özel bir dönem. Çünkü, çoğu zaman 1 yıl öncesine ait oyuncaklar bile çok zor bulunabiliyor. Bu oyuncak Amerika'da kağıt hamurundan yapılan oyuncak bir bebek. Yine o döneme ait Fransa'da yapılan oyuncak bir keman, yine o dönemlere ait tahta oyuncak örnekleri var...
Muhabir Eda: Sizin, çocuk ve gençlerle çok özel bir iletişiminiz var. Bu sevgiyi neye bağlıyorsunuz?
Sunay Akın: Ben, özgürlüğü elinden alınan çocuğa, büyük diyorum. Çünkü hayallerini kaybetmiştir. Ne yazık ki bizde büyümek demek, çocukluğun o güzel hayallerini terk etmek olarak algılanıyor. Oysa insan hayatı boyunca çocukluğundaki o güzel hayalleri terk etmemeli. Dedim ya, daha güzel bir dünyaya, daha güzel bir ülkeye ihtiyacımız var. Bunun için tutunacağımız tek şey, çocuklarımızın hayalleridir. Çünkü çocuklar o kadar zeki, bilime sanata o kadar yatkınlar ki! Çok ünlü bir ressam vardır, Picasso.
Picasso hayatının son dönemlerinde ne dedi biliyor musunuz? "Ben hayatım boyunca bir çocuk gibi resim yapmak istedim." dedi. Çünkü özgür düşünce, özgür ifade çocukların beyinlerindedir. Onların yaratıcılığındadır. Bu nedenle çocuklar ve gençler dizginlenemez. Onlar ele avuca sığmaz. Ben büyüdüğüme inanmıyorum. Büyümek çocukluğumun o güzel günlerini kaybetmek demek değil. Ben özgürlüğümü terketmedim. Bu yüzden çocuk ve gençlerle çok iyi anlaşıyorum. Çünkü onlar da özgürler...
Muhabir Eda: Sizin buradaki en sevdiğiniz oyuncaklar hangisi?
Sunay Akın: Ayıramıyorum ki... Hepsinin ayrı birer öyküsü var. O oyuncakları çok zor şartlarda, çok duygusal bağlarla, binbir rica binbir sabırla, hem de çok büyük paralar ödeyerek aldık. Bu yüzden hepsinin benim kalbimde çok ayrı birer yeri var. Çünkü hepsinin bende birer öyküsü var. Ama çocukluğumda oyuncak bir denizaltımın olmasını çok isterdim.
Muhabir Eda: Hürriyet Çocuk Kulübü üyelerine ne gibi mesajlarınız var?
Sunay Akın: Bir kere çok şanslılar. Çünkü Hürriyet Çocuk Kulübü, Türkiye'nin en eski çocuk kulüplerinden biri... Bu kulübün çatısı altında bir araya geldikleri için, arkadaş oldukları için onları çok şanslı buluyorum. Hiçbir zaman terk etmesinler. Yani, biz büyüdük deyip, Hürriyet Çocuk Kulübü'nden çıkmasınlar. 50-60 yaşına gelseler de kendilerini bu kulübün bir parçası olarak görsünler. Çünkü kazanacakları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı dışındaki en büyük kimlik budur.
Muhabir Eda: Bu güzel mesajlarınız için çok teşekkürler...
Sunay Akın: Ben teşekkür ederim. Herkese sevgiler...